All for Joomla All for Webmasters

1….2….3….4….5…..Saygı “Saymak”tan Gelir!

Yazan: Müge Çevik

 

Şaşırtıcı değil mi böyle düşününce? Kendinden başkasının da varlığını hesaba katmak, istediği gibi düşünmesine, istediği gibi hissetmesine izin verecek şekilde kendin ile bir görmek…

Saygı duymak, saygılı olmak, özgürlük ama başkasının sınırlarını zorlamamak… iç içe geçmiş ve çokça tartışılan konular. Konuya ait boyutların tümünü ele almadan saygı kavramını incelemenin imkansız olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de olabildiğince basitleştirmeye çalışarak temel çerçevede anlatmaya çalışacağım:

Saygı sözcüğünün kökü saymaktır. Bunu açıklamak için en iyi örnek ise: 1 sen 2 ben 3 diğeri 4 sevmesem de diğeri 5 sevdiğim diğeri 6 diğeri 7 diğeri 8 diğeri…yani ne kadar varoluş varsa hepsini saymak, onun da benim gibi senin gibi onun gibi herkesin herkes gibi olduğunu bilmek demek. Konu ister sosyal ister ekonomik ister politik olsun, kendin için istediğin tüm hakları seninle aynı oranda herkesin hak ettiğini idrak etmek demek. Kimsenin kimseye göre farklı, üstün ya da aşağıda olmadığı gerçeğini tüm tutum ve davranışlarının gerisindeki üst bilgi olarak kabul etmek demek.

İyi ama nasıl olacak da katilleri, kötüleri de sayacağım? Hatta bu kadar ileri gitmeyelim, benim gibi düşünmeyene, benimle aynı tarafta olmayana nasıl saygı duyacağım? Basit, önce ve her şeyin temel şartı olarak kendime saygı duyarak.

Öz-saygı, günümüz kişisel gelişim dünyasında yüzeysel aktivite ve egzersizler ile anlam ve değerini yitirmiş kavramlardan sadece biri. Kendine saygıyı açıklamak için varoluşun boyutlarına ve diğer her şey ile kurulan ilişkiye dönmek şart.

Kişi kendine olan saygısını bulabilmek, bilebilmek için önce kendi sınırlarını bilmeli. Sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal sınırlarını da bilmeli. Benim değerlerim neler, ne adına yaşıyorum, neye izin verebilirim nereye kadar esneyebilirim neresi benim kırmızı çizgim bilmeli. Körü körüne inanmak,  inandığını tek ve her zaman geçer doğru sanmak yerine zaman içinde kendindeki değişimi görebilmeli gözleyebilmeli ki, kendinden dışarı doğru diğerini tanısın.

Tanısın derken, hem keşfetsin hem de kabul etsin anlamında. Kişi karşı tarafı kendini bildiği gibi bilir, bu nedenle kendini ne kadar iyi bilirse diğer tarafa karşı da fikri o kadar gerçekçi olur. Yani kendini ne kadar hata yapabilir, yanılabilir, değişebilir bilirse kendi sevdiği yanlarını da sevmedikleri kadar ne kadar samimi bir şekilde kabul edebilirse ancak o kadar karşı tarafı da kapsayabilir.

İşte saygı tam da bu yüzden önce kişinin kendisinden başlar. Öyle bir sınır düşününki tek tarafı karma karışık, kapıdan ne girebilir ne giremez belli değil, kimler içeri alınacak, ne serbest ne yasak bilinmiyor, bu sınırın diğer tarafı bundan memnun olabilir mi veya var olabilir mi? İlişkiler içinde de durum tam olarak budur.

Kendi değerler setini, inançlar kümesini ve gelişim ajandasını bilmeyen, yani kendi bütünselliğine saygı ve sadakat duymayan maalesef başkasınınkine hiç duyamaz. Çünkü kendi gölgesini görmeyen kendini hep başkasının gölgesinde bulur ve orada kaybolur. Bütün enerjisini onu yok etmeye harcar, bilmez ki o dövüştüğü gölge kaybolursa kendisi de yok olacaktır.

Bu yüzden saygı saymaktan gelir, kendini eğrisi doğrusu ile hesaba katamayan başkasını nasıl katsın ki? Kendini saymayan, nefsini bilmeyen, kendini sadece iyi veya kötü yanları sanan, kendi alanını koruyamayan, kendi sınırını doğalında koruyamayan başkasını nasıl saysın ki?

Write a comment