Kaldır Kafanı!

Yazan: Neslihan Erdoğdu

Nereye baksak elinde telefonla dizi izleyen, oyun oynayan, sosyal medyayı takip eden, haberleri okuyan kişiler görüyoruz…Toplu taşıma araçlarında, üst geçitlerde, yürüyen merdivende, cafede, baş başa yenilen yemeklerde, çocuklarla zaman geçirmek için ile gidilen parklarda, yatağa yatmadan, yataktan kalmadan hemen önce elimizdeler… Hepimiz Nomofobi” yolunda ilerliyoruz

1….2….3….4….5…..Saygı “Saymak”tan Gelir!

Yazan: Müge Çevik

1….2….3….4….5…..Saygı “Saymak”tan Gelir!
Şaşırtıcı değil mi böyle düşününce? Kendinden başkasının da varlığını hesaba katmak, istediği gibi düşünmesine, istediği gibi hissetmesine izin verecek şekilde kendin ile bir görmek…
Saygı duymak, saygılı olmak, özgürlük ama başkasının sınırlarını zorlamamak… iç içe geçmiş ve çokça tartışılan konular. Konuya ait boyutların tümünü ele almadan saygı kavramını incelemenin imkansız olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de olabildiğince basitleştirmeye çalışarak temel çerçevede anlatmaya çalışacağım:
Saygı sözcüğünün kökü saymaktır.

Masal/Misal/Mesel

Yazan: Recep Ciftçi

Bir varmış Bir yokmuş…

Farkında mısınız bütün masallar bu şekilde başlar “Bir varmış Bir yokmuş…” acaba neden? Bir gelenek mi? Yoksa gizli bir kodifikasyon mu?

Masal deyip de geçmeyelim, masallar insanların karanlık gecelerini süslemiş çeyizlerdir. Özellikle çeyiz diyorum çünkü bir evliliğe hazırlık olduğu için. Genç kız gibi insan bu masallar sayesinde kendi iç dünyasını geliştirdi…kemale getirdi kendini.

Öğrenme bütünsel bir süreçtir!

Yazan: Neslihan Erdoğdu

Öğrenmeyi basit bir süreç olarak görmenin aksine kompleks ve çok boyutlu olduğunu bilmek ve buna göre yaklaşmak bizi doğru sonuçlara götürecektir.

Bugüne kadar öğrenciler bu tek boyutlu bakış açısının kurbanı olmadı mı? “Çalışırsan öğrenirsin, öğrenirsen başarırsın? “ dedik yıllarca çocuklara, gençlere… Bazıları çalıştı ama başaramadı, bazıları ise başardı (not/puan/derece aldı) ama öğrenemedi. Çünkü öğrenme bu kadar basit ve yalın bir matematiğe sahip değil.

Öğrenme entegre bir faaliyet olarak, zihinsel, duygusal, bedensel ve ruhsal bir süreçtir.

Müge Çevik’ten 25 Mutluluk Yöntemi

Yazan: Müge Çevik

''Hayalimdeki ev, rüyalarımdaki araba, huzurlu bir ilişki, terfi ya da piyangodan bilet diyeceğimi sandınızsa, siz okuyuculara da tavsiyem, kendi listenizi gözden geçirmeniz. Eğer maddi ya da başkasına bağımlı, kendinizden kaynaklanmayan şeylerin sizi mutlu ettiğini düşünüyorsanız, mutlu olmamayı garantiliyorsunuz demektir.''

Bakış Açılarımızın Yansıması: Dilimiz

Yazan: Neslihan Erdoğdu

Bugünkü bakış açılarımızın çoğu anne ya da babalarımızdan duyduklarımızla oluşmuştur. Anne babalarımız eğer aksiliklerle karşılaşmamak için dileklerde bulunuyorsa muhtemelen biz de benzer şeyleri ifade ediyoruzdur.

“Kazasız belasız gidin”, “aman dikkat et hastalanma”,” dikkat et üşütürsün”, “çok gülme ağlarsın” gibi cümleler odağımızın negatifte yani olumsuz tarafta olduğunun bir göstergesidir.

Dönüşmek Ya Da Dönüşmemek: Dijital Dönüşüm Çılgınlığında Dönüşümsel İş Modeli

Yazan: Cenk Kıral

Bir Zen-Budist söylemine göre her 7 yılda bir bilinçsel seviye, her 11 yılda bir akıl yapısı ve her 18 yılda bir de hayat tarzlarımız değişirmiş. Onların görüşüne göre bu güneşin bir kuralıymış. Şimdi bunu yaşadığımız dünyanın gerçeklerine yansıtırsak karşımıza çok enteresan bir durum çıkar. Hadi gelin internetin hayatımıza ilk girdiği günleri hatırlamaya çalışalım. Yaklaşık 1990’ların ortalarında internet’in hayatımıza girişini başlangıç olarak alırsanız toplamda yaklaşık 20-22 senelik bir dönemden bahsediyoruz. Yani aslında bugünlerde yaşananlar yukarıda bahsettiğim Zen-Budist söylemini doğrulayan bir zamanlamada gerçekleşiyor. Yani, karşımızda ciddi bir hayat tarzı değişikliği yaşanıyor. Daha somuta indirgersek, iş dünyası millenium çağında doğanların iş dünyasında çalışmaya başlayacağı bir yaşam tarzına göre şekilleniyor, çünkü bu jenerasyon çok farklı bir beyin örüntüsü ve bakış açısıyla geliyor.

Müge Çevik ile Mutluluk ve İlişkiler Üzerine…

Mutluluk Kulübü ve İlişkisi Var kitabı yazarı Müge Çevik ile yaptığımız röportaja girişim ve çıkışım beni farklı bir ben yapmaya yetti. Kendisi konusunda çok uzman, çok zeki. Konuşmaya devam ettikçe gözlerinizin daha çok açıldığı, "Bunu ben niye daha önce düşünemediğim" dediğiniz birisi. Siz de yaşamınıza başka bir pencereden bakmaya, daha iyi hissetmeye, daha farkında olmaya, nerden nereye gittiğiniz görmeye hazırsanız haydi yolculuğumuz başlarsın alt satırlarda.

Fark Yaratan Anne Babaların Özellikleri

Yazan: Neslihan Erdoğdu

Anne babalar olarak pek çok telaşımız ve derdimiz var aslında. Her dönem çocuk yetiştirmek için zordur ve her kuşak kendinden sonra gelen kuşakları beğenmez, eleştirir.

Aslında garip bir ikilem içindeyiz hem bizim gibi olsunlar istiyoruz hem de farklı. Bizim gibi olduklarında sorun çıkmayacak ve bu çocuklarla yaşamak çok daha kolay olacak.

Proje Yönetimi – Bir yol mu yoksa yolculuk mu?

Yazan: Kemal İslamoğlu

Gerçekten de PROJE YÖNETİMİ’nin etkili lullanılmasıyla kurumlar daha az insanla , mümkün olduğunca kısa sürede, daha kaliteli sonuçlar üretme peşindeler.Bu amacı gerçekleştirebilmek için yetkinlik kalitesi yukarıda insanlar çalıştırmak temel bir zorunluluk haline geliyor.Ancak kurumun organizasyon yapısı esnekleşmedikçe PROJE YÖNETİMİ’nin etkin kullanılması zorlaşıyor.

Kendimi Seviyor ve Onaylıyorum!

Yazan: Müge Çevik

“Kendimi seviyor ve onaylıyorum.” Ne çok duyar olduk bu vb olumlama cümlelerini. Ardına mucize beklentilerimizi ekledik, sırtına da ben bunu hak ediyorum ağırlığını.…peki ne oldu? Sevdik mi gerçekten kendimizi? Ya da onaylayabildik mi en utanç verici bulduğumuz yönlerimizi ya da bize ait olduğunu bile kabul etmediğimiz, edemediğimiz yönlerimizi?

Ben bu cümle ile hayatını değiştiren kimseyi tanımıyorum. En azından sadece bu olumlamayı kullandığı için kendini daha çok seven ve onaylayan kimseyi…peki ne olunca insan kendini sevmiş ve onaylamış oluyor? Nedir bunun kriteri? Ne oluyor da biri için kendini seviyor diyebiliyoruz?

Değişim Sorularla Nasıl Başlar?

Yazan: Neslihan Erdoğdu
Ben sabah işe akşam eve gidip gelirken 39 yaşıma gelmişim 40 kapısında bekliyor buldum kendimi. 40 yaş ise benim zihnimde “hayatın bittiği, unun elenip eleğin duvara asıldığı” yaştı. Bu dönemde çok korktum ve ilk kez “ben ne yapıyorum? ” dedim…

Kişisel Gelişim Rehberliği

Yazan: Müge Çevik

Nefes terapileri, aile dizimleri, koçluk seansları, şifacılar, kuantum çalışmaları, nlp, olumlamalar, meditasyon ve daha sayamadığım pek çok şey kişisel gelişim başlığı altında nereden adım atacağımızı bilemediğimiz sihirli dünyalara davetiye çıkartır. Bazısını çok saçma ve akıldışı bulurken bazısına kendimizi çok yakın hisseder, teslim olur ve hikmetlerine kendimizi açarız. Açarız açmasına da doğru yerden mi başlıyoruz, doğrusunu mu yapıyoruz veya nedir bu işin doğrusu soruları da hep aklımızın bir köşesinde hep asılı kalır.

Her gün aklında bu sorular, pek çok metot ve uygulamayı denemiş, neredeyse inancını kaybetmiş pek çok insanı dinleyen bir koç olarak herkese uyabilecek temel bir rehber hazırlamanın pratik olacağı düşüncesi ile 5 maddelik bir kişisel gelişim rehberi hazırladım.

“Eller aya, biz yaya” Kolektif Liderlik Anlayışı ile Yaya Kalmayalım…

Yazan: Neslihan Erdoğdu

“Eller ay, biz yaya” diye bir laf vardır. Toplumsal olarak bir aşağılık kompleksi duygusu taşımakla beraber aslında bir realiteye de vurgu yapmaktadır. “Ay” geleceği, vizyonu ve hayalleri temsil ederken “yaya” mevcudu, basiti, anlık olanı anlatıyor bize. İş dünyasına yönelik baktığımızda peki gerçekten öyle mi?

Müge Çevik’ten Mutluluk Defteri

Her güne bir tutam “mutluluk”

Mutluluk Kulübü ve İlişkisi Var kitaplarının yazarı Müge Çevik, bu kez farklı bir yeni yıl hediyesi almak isteyenler için Mutluluk Defteri'ni hazırladı.

Müge Çevik’in yeni yıl için hazırladığı Mutluluk Defteri, yazarın deneyimleri, motivasyon sözleri ve notlarından oluşan bir mutluluk kılavuzu.

Hayatınızı nasıl kazanırsanız kazanın aslında SATIŞ yaparsınız!

Yazan: Müge ÇEVİK

Belki satış kökenli olduğumdan belki de genlerimde tüccarlık olduğundan, ben hayatı koskocaman bir "satış" olarak görürüm. Ya da satışı tam da hayatın kendisi gibi.

Satış da aynen hayatın akışı gibi aşamalardan oluşur. Her adım bir sonraki adıma hazırlık yapar. Satışın temelinde karşınızdakinin parasını almak değil, ona bir şey sunmak yatar; hayatın kökü de hayatı sağmak değil tadını çıkartmak, bir anlam yaratmaktır. Her ikisinde de almadan öce vermek gerekir. Satış da önce faydayı anlatmanız gerekir, hayatta da önce kendinizi ispatlamanız.

Böyle baktığınızda ise, her ikisinin de ruhu, mantığı, felsefesi çok ortaktır. Satış da bir döngüdür hayatın kendisi gibi, tam bitti derken yeni bir şey başlar. Sistem, her ikisinde de aynı çalışır.

“Yaşasın Okullar Açıldı” Diyen Annelerden Misiniz?

Yazan: Neslihan Erdoğdu

Büyük çoğunluğun evet dediğini duyar gibiyim. Neden böyle tahmin ettim derseniz, gözlemler, duyumların etkisi diyebilirim. Benim bu cümleyi kurabileceğim bir durumum olmadı hiç ne yazık ki çünkü çocuğum tatildeyken ben yine çalışıyordum. Yani ondan bıkacak, sıkılacak “aman okullar açılsa da kafamdan gitse” deme durumum olmadı. Olsaydı der miydim, şimdi aklımla hayır,o zamanki aklımla belki de derdim.

Bu cümlelerin kurulduğunu içten ya da sesli biçimde kurulduğunu biliyorum.

Bunu irdelemek önemli geldi bana.

İletişim her şeydir…

Yazan: Neslihan Erdoğdu

Hepimizin hayatını değiştiren bir kavram; iletişim. Evde, okulda, iş yerinde, sokakta, bankada, hastanede; her yerde. Gününüzün nasıl geçtiği ve geçeceği bir andaki iletişime bağlı. Öyle sihirli ki; bizi bir meleğe de dönüştürebiliyor, bir şeytana da.

Mutlu Evlilik için Öneriler

Yazan: Kemal İslamoğlu

NOT: Bu satırların yazarı sizlerden,13 yıllık mutlu bir evliliğin ortağı ve 51 yıllık bir evliliğin ise ilk meyvesi olduğunu bilerek okumanızı rica ediyor…

KOÇLUK yapıyorum derken DÜŞÜNÜR oldum!

Yazan: Müge Çevik
"Tam olarak ne iş yapıyorsun?" diye soranlara;

"Yol arkadaşlığı" diyorum.

İyi dinleyen,
Çok soru soran,
Meraklı ve dikkatli,
Bazen sivri dilli, bazen çok motive edici,
Genellikle ödevler ile hem zihni hem kalbi çalıştıran,
Ama yolculuk bittiğinde keyiflerin yerinde olacağını garantileyen bir yol arkadaşıyım ben.

Çünkü kariyer koçluğu yapıyorum. Ama maalesef mesleğimi söylerken bazı açıklamalar yapmam ve insanların saygısını yitirmesine sebep olan uygulama ve uygulayıcılardan ayrışmam gerekiyor.

Müge Çevik ile Kadın Erkek İlişkilerine ve Aileye Dair Söyleşi

“Aşırı Sevmenin ve Kollamanın Altında Acayip Korkular Var”

Aşırı sevmenin ve kollamanın altında acayip korkular var aslında. Çünkü sevgi dediğimiz şey, yani gerçek sevgi çok korkusuz bir duygudur. Ama biz korkuyla motive olduğumuz için kaybetmemek adına kontrol ediyoruz. O kontrolün gerisinde korkular var ve biz bunu sevgi kisvesinde yapıyoruz. Böyle bir kılıf uydurmuşuz ve buna kendimiz de inanmışız.

“Ağrı kesiciler olmadan yaşamayı bilmiyoruz oysa o ağrı bize bir şey söylüyor.”

Hepimiz acı çekiyoruz. Çünkü kendimizi de karşımızdaki kişiyi de tanımıyoruz.

Neden acı çektiğimizi de bilmiyoruz. Acı çekiyoruz ama debeleniyoruz. Patinaj halindeyiz, gerçekten acısa büyürüz, acımasına izin vermiyoruz. Hep pansuman, hep uyuşturucu hep ağrı kesici. Ağrı kesicisiz yaşamayı bilmiyoruz oysaki o ağrı bir şey söylüyor. Bir acısa büyüyeceğiz, acımasına izin vermiyoruz.

Parayla İlişkin Hayatla İlişkindir!

Yazan: Müge Çevik

Para, hayatla ilişki kurduğumuz en temel, en somut kaynaklardan biridir.

Parayla olan ilişkimiz, önce kazanırken sonra da harcarken hayatla ilişkimizi belirler. Çünkü “para”yı her nasıl yönetiyorsak kilomuzu, ilişkilerimizi, sağlığımızı, kariyerimizi, gelişimimizi de aynen öyle yönetiriz.

Hayatı ya tüketmek ya da üretmek üzerine kurgularız. Parayı nasıl görürsek hayatı, zamanı, yemeği, bedenimizi, duygularımızı da öyle kullanırız, ya tüketerek ya da üretip değer yaratarak.

Konuyu basit tutmak için ayrımları da basit tutarsam diyebilirim ki kişi parayı ya kolay kazanır ya da zor.

Harcarken de ya kolay harcar ya da zor. Her birinin kendi içinde kolaydan zora dozları olmakla birlikte, tek tek inceleyelim....

Adı Pazartesi sendromudur ama Pazar günü ortaya çıkar!!!

Yazan: Müge Çevik

Özellikle Pazar günleri öğle saatlerinden itibaren, çalışanların büyük bölümünü ele geçiren keyifsizlik ve sıkıntı halinin temel nedeni ertesi günün iş günü olmasıdır. Hafta sonu sanki Pazar günleri öğlen bitermişçesine akşam saatlerine doğru artan bir şekilde, ertesi günün stresi yaşanmaya başlar.

İletişim Kurmak Satranç Oynamak Gibidir!

Yazan: Müge Çevik

İnsan, hayatı boyunca etrafındaki diğer insanlara muhtaçtır. En başından alırsak, doğması için bile iki kişiye ihtiyacı vardır. Sonra yaşayabilmesi, doyması, varlığını sürdürmesi, hayatta kalabilmesi için mutlaka bir bakıcıya ihtiyaç duyar. Bu anlamda da doğadaki diğer tüm canlılardan ayrışır.