Kalem Kelam Kamil

Yazan: Recep Çiftci

“Söz uçar yazı kalır” derler.

Bu söylem bir manada hala geçerliliğini korumaktadır ama bilim açısından değerlendirdiğimizde sözün de bir kalıcılığı olduğunu görebiliyoruz.

Nasıl mı?

Bir insanın kafasına etrektrodları taktığınızda beynindeki aktiviteleri ölçebiliyoruz. Yani düşünce üretirken elektromanyetik dalgalanmayı bir ekranda görebiliyoruz. Bu demektir ki düşünce de bir maddedir. Çok latif, çok sübtildir ama maddedir çünkü ölçülebilen her şey özünde bir enerjidir ve varlıksaldır.

Tasavvuf ehli Muhyiddin İbn-Arabi şöyle diyor: “Her sözcük bir varlıktır ve söylendikten sonra havada asılı kalır, sahibini bulana kadar.” 

Bir de şu sözü eklersek sanırım konumuza girebiliriz 🙂 : Kitaplar ölü varlıklardır, diri bir kitaptan öğrenmek gerek.

İnsanı hayvandan ayırt eden yegane özellik: akıldır. Bu aklın üretimlerini ortaya çıkarmak için ise insan sözcükler kullanır yani bir dile başvurur. Birleşmiş Milletlerin verilerine göre dünyada 7000 ile 8000 arası farklı dil var. Her dil kendi içinde bir özgünlük taşır; diğer dillerden ayıran özellikleri olabilir demek istiyorum.

Her birimiz doğduktan sonra bulunduğumuz ailenin dilini öğrendik… kendi ismimiz de buna dahil. Bu dili öğrenirken genelde kelimelerin toplum tarafında nasıl kabul gördüğüyse o manaya sahip olduk. Ama hiç düşünmedik bu kelimelerin gerçek manalarını… Neden bunu söylüyorum? Çünkü her kelimenin bir doğum serüveni vardır ve varlığa dayanarak ortaya çıkmıştır. Mesela AKIL demiştik biraz önce:

AKIL Arapça bir kelime ve ortaya çıkışı çok enteresandır. Araplar göçebe toplumlardı, çölde birkaç gün burada birkaç gün şurada diye grup halinde gezerlerdi. Çadırlarını kurduktan sonra, develerini bir yere sabitlemek istemişler ama her yer kum, kazık çakacak sert bir yer yok etrafta. Peki ne yapmışlar?

Devenin kuyruğundaki püskülleri ikiye ayırmışlar ve arka ayağına bağlamışlar. Böylece deve ilerlemek istediğinde bacağı bağlı olduğu için sadece kendi üzerinde bir eksen çizebilirmiş.

Buna İKAL demişler; manası BAĞ demek.

Bu anlamda Akıl bir bağdır. Akıl hep bir yere (ideolojiye, bilime, teoriye…) bağlanır.

Bir örnek vereyim. Hayata kapitalist pencereden bakıyorsak her değerlendirmemiz kapitalizme bağlı olacak.

Bunu bilmek bana ne kazandıracak diyorsanız?

Kelimelerin özüne inmek onlara can vermektir… Daha önce ölüler miydi? Evet.

Nasıl bu kanıya varıyorum?

Birbirimizle anlaşamıyoruz da ondan. Ölü oldukları için karşı tarafı etkilemiyor, enerjisi yok, cansız. Bir manada boş laflar.

Ünlü bir Anadolu ozanın sözü şöyle der: “Ekmek ekmek demekle karın doymaz, Allah Allah demekle Allah bulunmaz.”

Her alanda böyle diyebiliriz. Din konusunda her toplum ezberlediği nesilden nesile aktarılan papağan gibi bir takım “sihirli” sözcükler, dualar ve bunları tekrarlayıp duruyoruz. Üstelik anlamadığımız bir başka dilde… Nasıl bir enerji taşır sizce?

Umberto Eco, Batı dillerine, Correct Language (Sabit dil) diyor ve Orta Doğu dillerine ; Intentional Language (Niyet dili). İngilizce’de, Apple kelimesi sadece Elmaya atıf yapar ve yazılırken sadece Apple okuyabilirsiniz.

Ortadoğu da kelimeler sadece sessiz harflerle yazılır; bir notalama şekliyle seslendirilir. Harflerin altında veya üstünde bir işaret olur ve o işaret sesli harfin okunuşunu belirler. Bir de kelimeler yazılırken, harflerin sıralaması yazarın niyetine bağlı olarak değişebilir.

Örnek: KALEM aslında KLM olarak yazılır ama niyetime göre KELİME olabilir veya KAMİL olabilir.

Kullandığımız Türkçe dilinin dörtte üçü yabancı kelimelerden oluşuyor. Ağırlıkla Arapça, Fransızca, Farsça kelimelerden oluşuyor. Fransızca hariç Arapça ve Farsça, Keldani diller grubuna aittir.

Keldani diller : Arabi, Farsi, Süryani, İbrani, Keldani, Arami..dillerden oluşuyor.

Bu dillerin özelliği niyet dilidir, niyete bağlı olarak “kodifikasyonu” değişir.

Başka bir özelliğinden bahsedeyim: Keldani dillerde insanların isimleri o insanın özelliğine göre verilirmiş… Bunun için de kelimenin önüne bir “M” eklenirmiş, tabi bu gelenek artık kayboldu.

Mesela bir insan Şerefli ise ona Müşerref denirmiş, bir insan Zafer kazanmış ise ise ona Muzaffer denirmiş…

Kısacası, biz maalesef “NE” konuştuğumuzu genelde bilmiyoruz. Ezberden konuşuyoruz. Ezber dedim, Farsçadır ve “Kalbe yazılmış” demek. Gerçekten kalbe yazılmış olsaydı sözcüklerimiz, karşımızdaki insanın kalbinde bir etki bırakmaz mıydı?

Sizce?

Kalbe iz bırakmış olanların dedikodusunu yapıyoruz bütün dünyada… Mevlana’lar, Jung’lar, Einstein’lar, Hugo’lar, Şems’ler… vs. Bu insanların sözlerini paylaşıyoruz, bu insanların hayatlarına hayranız, bu insanlara imreniyoruz ama bu insanların gerçekten ne demek istediklerini biliyor muyuz?

Mevlana, onsekiz bin alem var demiş bizler ne anlıyoruz? Onsekiz bin dünya, evren, paralel boyut…?

Aslında Alem kelimesi ilimden gelir ve işaretler/simgeler demek. Yani kullandığımız kelimeler, kavramlar, manalar demek. Hal böyle olunca, Kamil insanın bizlere bıraktığı sözün bizdeki manası çarpıktır. Kendimizdeki bir “zan”a inanıyoruz.

Onsekiz bin alem oluyor, uzay, ufolar, cinler, periler… halbuki bu sözün sahibi bizleri akla davet eden bir insan var. Aklınızı ilime bağlayın, bilimsel olarak bakın, hakikatler orada demek istiyor.

Kitaplardan okuduğumuz veya sosyal medyada gördüğümüz güzel özlü sözler ancak bizde öz manası varsa bizde iz bırakabilir. Yoksa Alem, Aşk, Tecelli, Zuhur… gibi kelimeler bizim sadece illüzyonlarımızı süsler. Dolayısıyla kitaplar ölü varlıklardır, bir insanı dönüştürmez çünkü sadece yazıdır. Etkileyebilir ama dönüştürmez. Ancak diri kitap dönüştürme gücüne sahiptir.

Diri kitap nedir? İnsan.

Ama herhangi bir insan değil, kamil insan.

“Kendinde kendini bulmuş insan” derler sufiler…

Kelimelerimiz aslına ulaşmış olsalar idi, Kalem olurlardı her karşılaştığımız insanın gönlüne, kalbine duygularımızı, düşüncelerimizi kazıyabilirdik ve böylece Kamil (Tamamlanmış) olarak insan varlığını dönüştürmüş olurduk.

Dilerim sözcüklerim kalplerinizde bir titreşim yaratabilmiş, kelamlarım sizi düşünmeye davet etmiştir. Öyle ise herkese benden “merhaba”.

Bu arada Merhaba 🙂 “benden sana zarar gelmez demek”.

Write a comment