Bir Bilinç Düzeyi Olan Mutluluğu Nasıl Öğrenebiliriz?

Yazan: Müge Çevik

2021’i nasıl alırınız? Sağlıklı, aşılı, koronasız, yasaksız, karantinasız? Bol sarılmalı, gezmeli, gülmeli? Keşke içinden seçmeniz için sadece her yeni yılda birbirimize dilediğimiz aşk, para, sağlık, keyif, başarı, mutluluk, eğlence gibi olumlu temaların olduğu bir menü yapabilseydim. İstediğinizi seçme şansınız olsaydı… Gerçi bu bile olsa ne olurdu biliyor musunuz? Bazıları hangisini seçeceğini, kaç tane seçeceğini bilemezdi, bazıları sürekli aynı şeylerden sıkılır yeni tatlar yok mu derdi, bazıları ezberledik bunları, ilk günkü gibi değil derdi…

İnsanız, hem ister hem de sonra sıkılır, yenisi yok mu deriz…

İnsanız, hem şikayet eder hem de değiştirmek için harekete geçmeyiz…

İnsanız, değişiklik ve değişim isteriz, kendimiz değişmek istemeyiz…

Yeni yıl ve dileklerini sever, herkese sağlık, mutluluk, aşk, para, başarı diler ama bu dileklere kendimizin gidebileceğini hiç düşünmeyiz. Ruh sağlığı yerinde modern insanın yaşam kalitesini arttırmaya, zamanın ruhunun getirdiği değişim stresini azaltmaya odaklı bir psikoloji alt dalı var, pozitif psikoloji. Psikoloji bilimi uzun yıllar varlığını patolojiye yani hastalıklara ve hastalıkların tedavisine adadıktan sonra, 1980’lere doğru şehirli, çoğu zaman başarılı ama yalnız ve mutsuz insanı fark ediyor ve bu insanlara da hizmet etmeyi amaçlıyor.

Bu amaçla, Türkçe tam karşılığı “esenlik” olan, İngilizce’sine (well-being) çok aşina olduğumuz kavramı araştırmaya başlıyor. Bu araştırmaların en çarpıcı çıktısı ise şu oluyor: mutluluk seviyemizin %50’si genetik faktörler ile aktarılıyor, bizi bedbaht, perişan eden, bundan sonra hayat yok diye düşündüren olaylar ise yaşam içindeki toplam mutluluk seviyemizin sadece ve sadece %10’unu, evet sadece %10’unu belirliyor. Mutluluk seviyemizin %40’ı ise başımıza gelenlere ne anlam yüklediğimiz ile, bakış açımız ile, yani yaşam boyunca bakışımızı, algımızı, nihayetinde de bilincimizi ne kadar geliştirdiğimize bağlı oluyor.

%40! Hiç de azımsanacak bir rakam değil, değil mi?

Bu %40, benim yıllardır mutluluk öğrenilebilir diye iddia etmemin bilimsel dayanağı. Evet mutluluk yeni yıl dileğinden öte, bir sihirli değnek ile bir süper gücün bize bahşedebileceğinden çok daha fazlası, hayalimizdeki evi, arabayı alınca yaşadığımız sevinçten çok daha derin, bir başkasına pek de bağlı ve/veya bağımlı olmayan, tanımını doğru yaparsanız hayatın getirdiklerinden de bağımsız bir bilinç ve yaşamı görme, algılama duygu durumu.

Bu anlamda mutluluk, bir menüden seçilecek yegane ve tek başına bir duygu olmaktan çok çok daha büyük bir paket. Menüdeki tüm tatları, hatta hoşumuza gitmeyenleri bile tadabilme ve onların varlığı ile de barışabilme, her lezzetten ilk defa tadarmışçasına keyif alabilme durumunun ta kendisi.

Ve şahane bir yanı daha var, bir kez öğrenilince kimse ve hiçbir şey elinizden alamıyor. Elbette zorlu dönemler, zorlu seneler, zorlu günler oluyor. Elbette üzüntü, acı, keder, stres, sıkıntı gibi olumsuz duygular yaşamın içinde varlığını kaybetmiyor ama mutluluk biz kez öğrenilince bu duygulara karşı metanet ve duygusal dayanıklılık da beraberinde geliyor. Olumsuz gördüğümüz durumlar, olgular mutluluk penceresinden bakınca eziyet olmaktan çok, bizi büyüten, geliştiren serüvenler olarak boy gösteriyor.

Mutluluk, bir bilinç düzeyi olarak tanımlandığında insana dair olası duygular menüsünün tamamı anlamına geldiği için, yeni yıl gibi özel günlerde bir çırpıda dilediğimiz aşk, para, sağlık, umut, eğlence gibi diğer arkadaşlarını da hep yanında getiriyor.

Bu kısmı, daha inandırıcı olmak için bilimsel araştırmalar ile açıklamak isterim:

  • Mutlu insanlar, depresyondakilere göre %50 daha az kalp krizi geçiriyor ve büyük oranda daha sağlıklılar. Bedenimizdeki tüm sıkıntıların duygusal izdüşümleri ve tetikleyicileri olduğunu bildiğimize göre, mutluluk paketinde sağlık yan ürün olarak geliyor.
  • Para tek başına mutluluk getirmiyor ama mutluluk, para ile ilgili konularımın pek çoğuna dair yeni bakışaçıları getiriyor. Asgari ihtiyaçları karşıladıktan sonra, mutlu insanlar eşya değil, anlar ve anılar ve deneyimler satın almak için para harcıyor. Böyle olunca hem yaşarken hem de sonrasında para ile satın alabilecekleri en kalıcı olumlu duyguları ve bu duyguları paylaştıkları ilişkilere yatırım yapmış oluyorlar.
  • Aşkın her zaman mutluluk getirmediğini söylememe gerek yok, herkesin hazin sonlu bir hikayesi kabul etse de etmese de vardır. Ama mutlu insanlar daha mutlu, daha doygun, tamamlayıcı ve uzun soluklu ilişkiler yaşıyor. Rezonans kanununa göre, her birimizin bir frekansı var ve hangi frenkanstaysak o frekanstaki insanları kendimize çekiyoruz. Yani istediğimizi, dilediğimizi, ihtiyacımız olduğunu sandığımızı değil, değişmek ve gelişmek için gerekli olanı çekiyoruz kendimize. Özet, mutlu insanlar mutlu insanları çekiyor. İlişkiler mutlu insanlar değil, mutlu insanlar doyurucu ilişkiler yaratıyor.
  • Mutluluk, sadece umut etmek ve istemekle olmuyor. Mutluluk için eyleme geçmek gerekiyor. Mevcudu değiştirme gücünü bulmak, değişimin ardına irade koymak, bu iradeyi sürdürmek için umudu korumak gerekiyor. Yani umut ve mutluluk daima kol kola geziyor. Umut tek başına mutluluğu getirmiyor ama mutluluk bir kez öğrenildiğinde başımıza gelen zorluklar bir sonraki adımı atmak için bizi yıldıran güçler değil,  ne kadar çok istediğimizi sorgulatan ara sınavlar gibi karşımıza çıkıyor.
  • Kariyerinde yükselmiş insanların pek çoğu, iş dünyasından deneyimlediğiniz gibi hiç de mutluluk saçmıyor. Hatta bazısı özel hayatında iş hayatındaki başarının aksine çuvallıyor. Başarı her zaman ve kalıcı olarak mutluluk doğurmuyor ama içinde mutluluğu bulmuş insanlar kendini gerçekleştirmeyi başlı başına bir kariyer olarak ele aldığı için yaptıkları işte rekabetsiz bir biçimde mutlu oluyor.
  • Demeye çalışıyorum ki, insan mutluluğu öğrenmediği sürece yıllar sadece birer sayı olarak gelip geçiyor. Dilekler ise dönemsel hevesler ve hayaller olarak kalıyor. 2020, 2021 veya 2030 fark etmiyor. Ancak insan mutluluğu öğrenirse, hayatında istediği ne varsa aşk, para, kariyer, eğlence, umut ona doğru bir adım atmış oluyor. İşte o noktada da, takvimlerin getirdikleri, hayatın iflas, kayıplar, acılar, zorluklar gibi bireysel veya depremler, seller, pandemi gibi evrensel sorunları karşısında güçleniyor. Yaşadıklarına verdiği anlam ve hayatın kendi menüsünden seçip getirdiklerine verdiği tepki daha pozitif, daha tatminkar, daha fazla şükür, umut, tatmin ve coşku dolu oluyor.En yalın hali ile, biz neysek yaşadığımız, deneyimlediğimiz, yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, gördüğümüz, soluduğumuz o oluyor. O halde şimdi yeniden soruyorum, 2021’inizi nasıl alırsınız? Veya nasıl almaya razısınız?

Write a comment